tanımsız bir hayat
Yaşadığımız olaylar, yaptığımız işler, birlikte olduğumuz kişiler üzerinden kendimizi tanımlamaya çalışırız. Bunu hem kendimize hem çevremize yaparız. Ne zaman kendimizi ve başkalarını tanımlamaktan vazgeçersek, ne zaman başkalarının bize yapıştırdığı tanımlarla ilgilenmezsek, sınırları kırar, gerçekten yaşamaya başlayabiliriz.
Tamam ben kendim olayım derdemez, ego seslenir, “peki ben kimim”? Girmeyin bu girdaba. Ben kimim diye tanımlama çabasının altında yetersizlik hissi vardır. O an içinde nasıl olduğunuzu fark etmeniz belki yeterlidir... ve o an, sadece o ana aittir.
Hayatımızda hep farklı durumlar, farklı insanlarla karşılaşıyoruz. Kendimizi ve karşımızdakini tanımlaya çalıştığımızda belki benzer durumları biz zorlayarak yaratıyoruz. Çok duyuyorum hep böyle oluyor, hep aynı tür insan, aynı durumlarla karşı karşıya kalıyorum.
Hepimiz bu kadar farklıyken, durumlar farklıyken, nasıl olur da aynı şeyleri tekrar tekrar yaşayabiliriz, gerçekten mümkün mü bu? Her durum, her insanın getirdiği farklılık, zaten farklı koşullar, farklı özellikler, farklı sonuçlar ortaya çıkaracak. Tabii onun da kalıcılığı olmayacak, tekrar yeniliklere adapte olmamız gerekecek.
Belki biz adapte olmayı reddetiğimiz için aynıları yaşıyoruz. Aynıları ancak egomuzun inadı ve tutunması mümkün kılabilir, farklılıklara açık olarak, adapte olarak ızdırabı belki azaltabiliriz.
Resim: Joan Miro I Personnage, etoiles 1978



